Ana içeriğe atla

Bu zor zamanlar eski zor zamanlardan değil yeğenim..

Son zamanlarda etrafımda sıklıkla genel gidişattan yakınmaları ve hatta gelecek hakkındaki endişeleri duymaya başladım.Bu serzenişlerin türk halkının genlerine işlemiş "hayatın tadını çıkaramama" homurdanmaları olduğunu,bunun neredeyse DNA'mıza işlemiş gelişememiş ülke olmamızdan kaynaklandığını,hatta bunun 50-60 yıldır var olduğunu söyleyebilirsiniz.Benzer olduğu doğrudur.Ancak 2 konuda güdülenmiş bir yanlış düşünce olduğu kanaatindeyim.

İlki bu toplumsal çürüme -ki bunu ilişkiler vb kısıtlı anlamda söylemiyorum- diğer tüm çözümleri imkansız kılmış durumda.kısaca örneklendirirsek toplumda yanlış da olsa bir avantaj sağlayacak bir fırsat olduğunda mutlaka bu çürümüşlüğe bir rağbet oluyor.Bu avamlığı ya doğuştan itibaren etik değerle yetişmemiş bir nesil doğal bir hak olarak görüyor yada bu güruh keşfedemez ise bu davranışın yanlış olduğunu bilmesine rağmen ben yapmasam bu boşluk illa doldurulur ve mağdur olurum düşüncesiyle hareket edenler yapıyor.hangimiz öndeki araç ile aramıza güvenli sürüş mesafesi bırakabiliyoruz?hemen diğer arabalar önünüze geçmiyor mu?işte bu yozlaşma önceki zamanlardan farklı.Bu ilmik ilmik işlenmiş bir toplumun yok edilmesi projesinin sonucu.bu yozlaşma her alana metastaz bir kanser gibi yayılıyor,bunu da usul usul yaptılar.Torpille işe girilen bir ülkede neden bilim öğrenesiniz?yada iş yerinde yeni bir proje ekibine katılıp başarısızlık riskine girersiniz?halbuki "garanti" iş en kolayı.Öyle ki ülkede düşünmek bile akil kişilere ihale edilmiş.Gazetede haber yorumsuz çıkmıyor,sadece haber olsa onu yorumlayabilecek halk kalmamış çünkü.ne yöne güdülenmek isterseniz ona göre yayın açıp yorumlu haberler ile güdüleniyorsunuz.onlar sizin adınıza düşünüp ne yapmanız gerektiğini söylüyorlar amme hizmeti için?!

Bir de bu kötü gidişatın ekonomik tarafı var.Ülkenin avantajları tarım ürünü çıkması ve deniz turizmi.Yıllardır ülke çiftçisi,ekmekten bezdirilmiş durumda.çiftçi sayısı 20 yılda 4,3 milyondan 450 bine düşmüş,tarım arazileri ise %33 azalmış durumda.Borç batağındaki çiftçi ise sermayesi olan toprağını satıyor,çıkan yeni kanunlarla da konut arazisi oluyor.Tarımsal üretim bu kadar azalırken ülke nüfusu işgalci suriyeli,afgan ve pakiler hariç 90 milyona yükseliyor yani %40 artıyor bu sürede.Bu işgalcileri de sayarsak nerdeyse 2 katına çıkan nüfüsu azalan üretim ile karşılamaya çalışıyoruz.Bu durum da bize hiç dillendirilmeyen ve hep suçlanan ama kabahati olmayan talep enflasyonun kardeşi ve gerçek fail maliyet enflasyonunu çıkarıyor.az üretildiği için ürünleri ülkenin bir yerinden diğerine taşımak zorunda kalıyoruz.kendi kendine yeten ülkeden tüm tarım ürünlerini hatta samanı ithal eden bir ülke haline dönüşüyoruz.Keza Turizm de böyle.Kurları sabit tuttuğunuzda turistin bir tabak yemeğe ibiza ile bodrumda aynı parayı vermesi bodrum'u ibiza yapmaz.Bodruma gelen adamı sonraki yaza ibizaya gitmeye teşvik eder.

Velhasıl vücut bulmuş cahillikler ile oluşan bu ortam,eskisi gibi değil.Bundan çıkış yok.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aşağıda 98 Asya krizinin öncesi,oluşumu ve sonrası ile ilgili bir bankanın bilgi notu bulunuyor. Size de adım adım aynı sonuca gidiliyormuş gibi gelmiyor mu? Asya Krizi Basit Tanım 1997 yılının Temmuz ayında Tayland'da başlayarak bir domino etkisi ile tüm Asya'ı sarmış ve Güneydoğu Asya krizi adını almıştır. Bu krizin en önemli özelliği bir ülkede başlayarak kısa sürede aynı anda bir çok Asya ülkesinde görülmesi ve bölgesel bir krizi haline dönüşmesidir. Aynı zamanda analoji (bulaşıcılık) etkisinin de etkisininde görüldüğü ilk krizdir. Arttıçıları uzun süre sürmüş ve krizin etkileriyle 1998 yılında Rusya ve 1999 Yılında Brezilya ekonomik ve finansal krize girmiştir. Detay Krizin çıkma sebebi ile ilgili bir çok araştırma yapılmış ama özellikle küreselleşme nedeniyle artan dinamik uluslarası ticaret ve mali sistemin, kötü yönetilen yerel mali kurumların çatışması üzerinde durulmuştur. IMF bu krizi dört temel başlık üzerinde özetlemektedir. Ülkeye gelen...